
AK Parti’nin kurucu isimlerinden ve eski Kültür ile Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, Medyascope’a verdiği röportajda AK Parti ve Türkiye’nin yönetim sistemini derinlemesine eleştirdi. AK Parti’nin kuruluş ilkelerinden saparak “tek adam partisi” haline geldiğini belirten Çelik, ciddi açıklamalarda bulundu.
Çelik, AK Parti’nin artık kendini yenileme ihtimalinin kalmadığını vurgularken, partinin kuruluşundaki liderlik anlayışının “eşitler arasında birinci” olarak tanımlandığını ancak bugün bunun “lokomotifliğe” dönüştüğünü ifade etti. Durumu, “Himalayalar olmazsa Everest de olmaz” sözleriyle betimledi.
Hüseyin Çelik, AK Parti’nin başlangıçta milletin partisi olduğunu ancak şimdi bir devlet partisi kimliğine büründüğünü belirtti. Çelik, partinin demokratik ve çoğulcu programının uzun süredir uygulanmadığını ve bu programların “ölü metinler mezarlığı” haline geldiğini söyledi.
Eğitim sistemine dair ciddi eleştirilerde bulunan Çelik, Türk eğitim sisteminin birey yerine itaatkar kitleler yetiştirmeye yöneldiğini savundu. İmam hatip okullarının kontrolsüz artışına dikkat çeken Çelik, eğitimin ideolojik bir kavga alanına dönüştüğünü belirtti.
Çelik, MHP ile ittifak ilişkisini “aşeka bitkisi” benzetmesiyle eleştirdi ve bu ittifakın özellikle Kürt seçmen üzerinde olumsuz etkileri olduğuna dikkat çekti. Kürt meselesinde güvenlikçi politikaların öne çıktığını belirtti.
Yargının siyasallaşmasını eleştiren Çelik, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun diploma iptali konusunu “utanç verici” olarak değerlendirdi. Adaletin gücünden yoksun olduğu bir sistemde “gücün adaleti”nin hakim olduğunu ve bu durumun her zaman zalim olduğunu dile getirdi.
Hüseyin Çelik, mevcut yönetim sisteminin Türkiye’nin sorunlarına çözüm getirmediğini savundu. Bakanların kendi kadrolarını dahi oluşturamadığını ve mevcut sistemin denge-denetim mekanizmalarından yoksun olduğunu belirtti. Türkiye’nin gerçek bir hukuk devleti ve demokratik cumhuriyet olması gerektiğini vurguladı.
Çelik’in açıklamaları, güçlü demokratik yapılar ve dengeli güç dağılımının neden hayati olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor. Türk siyasetinde yeni bir yön arayışının işaret fişeği olabilir mi?